TÜBİTAK’tan haberler iyi değil…
  • Vote Up126Vote DownTakip Edenler134 KobzeciKobzeci December 2011

    Bu yazı, forumda bir tartışma başlığının açılmasını hak ediyor.

    Yazıda belirtilen şeyler çok üzücü ve tedirgin edici. Pardus'un geleceği konusunda bir çok kişi endişe duymakta. Proje taraından ses yok. Sürekli yaşanan ayrılıklar acaba bir "mobbing" mi söz konusu diye düşündürüyor. İşini bu kadar seven insanlar neden böyle ansızın ve hüzünlü gitsinler ki?

    Proje yönetiminin de susukunluğu tuz biber -ki bir takım duyumlara göre bu vazife de sahipsiz- bir tek Ozan Çağlayan'ın ihtiyatlı bir bekleyişe davet ettiği şu: http://lists.pardus.org.tr/pardus-kullanicilari/2011-December/069377.html epostası var elimizde.

    Daha fazla bilgi gerekiyor. Konuyla ilgili daha detaylı bilgisi olan var mı?

  • 13 Yorum sorted by
  • Başıma bir şeyler gelmeyecekse, olan biteni "bildiğim" ve bana düşündürdükleri kadarıyla anlatayım:

    TÜBİTAK'ta birkaç aydır son derece sevimsiz bir süreç yaşanıyor. Bunun adına ister tarikat kadrolaşması deyin, ister TÜBİTAK'ın bir ticarethaneye dönüştürülmesi operasyonu deyin, sonuçta yaşanan süreç sadece Pardus Projesi'ni değil, pek çok projeyi olumsuz anlamda etkilemiş durumda.

    Gizem, yazısında epey kibar bir şekilde Rasat Projesi'nde yaşananlardan bahsetmiş. Türk mühendisliği ürünü ilk uyduyu uzaya başarıyla gönderen Rasat ekibi, hiçbir somut gerekçe olmaksızın dağıtıldı. Çalışanların bir kısmı ya başka projelere gönderildiler ya da işten çıkarıldılar bir anda.

    Rasat Projesi sadece bir örnek. TÜBİTAK içindeki pek çok proje bugüne kadar bağlı olduğu birimlerden koparılarak başka birimlere bağlanırken, proje ekiplerine danışılmadan proje isimleri bir gecede değiştiriliyor, proje yöneticileri görevlerinden somut bir gerekçe gösterilmeksizin alınıyor. Pardus Projesi de aynı durumda...

    (...)

    Ama asıl sorun, bence burada değil. Asıl sorun, TÜBİTAK'ın her geçen gün bilimsel ve teknolojik araştırmalar yapan bir enstitü olmaktan çıkarılıyor olması. TÜBİTAK'ta son birkaç aydır yaşanan süreçte en büyük darbe, kurum çalışanlarının yani TÜBİTAK içindeki bilim insanlarının özlük haklarına vuruldu.

    "Özlük hakkı ne ola ki?" diye soracak genç arkadaşlar olacaktır, öncelikle bunu açıklayayım. Özlük Hakkı, bir kurum içindeki çalışan kişinin, kanunların öngördüğü şekil ve şartlarla belirlenen temel haklarıdır. Maaşınızdan yıllık izinlere, sosyal güvencelerden sözleşmeyle sahip olunan bazı ayrıcalıklara kadar uzanan alanlardaki haklarınızın bütününe denir.

    TÜBİTAK gibi "özerk" olması gereken yapılarda, çalışanların özlük hakları çok daha önemlidir. Örneğin, TÜBİTAK'ta çalışırken aynı anda bir üniversitede akademik çalışmalarda (lisansüstü programları ve doktora gibi) bulunabilme ve bunun için hafta içi 1,5 gün mesaiyi buna ayırabilme hakkınız vardı.

    Şimdi sıkı durun! Bir bilimsel kurum olan TÜBİTAK çalışanlarının artık bu hakkı yok! Bilimsel araştırmayı bırakın, çalışanlardan bundan sonra sürekli fazlamesaiye kalmaları isteniyor! Bir bilimsel araştırmalar enstitüsü değil de tekstil atölyesi işletiliyor sanki...

    Daha da kötüsünü söyleyeyim: TÜBİTAK, çalışanlarına üç ayda bir ödediği prim maaşlarını kesme kararı aldı. Kurum çalışanlarının yılda 4 maaş eksik ücret almasına neden olan bu kesinti, bazı alanlarda dünyanın en iyileri arasında gösterilen TÜBİTAK çalışanlarının maaşlarını bir lise müdür yardımcısı maaşı seviyesine düşürmüş durumda!

    Karşımızdaki kurum, üst kurulu olan Bilim Kurulu'na Perşembe Pazarı'ndan kompresörcü üye atayan, servis şöförleri 8 aydır maaşlarını almadığı için kontak kapatma eylemi yaptığı, yemek firması "mali acz" içinde olduğu için çalışanlarına yemek çıkartamaması gündemde olan bir kurum...

    (...)

    TÜBİTAK içindeki pek çok proje bugünlerde büyük bir kan kaybı yaşıyor. Bilim insanları, yazılım geliştiricileri birer birer istifa ediyor. Görünen o ki, istifalar büyüyerek devam edecek.

    Yeni "medrese"miz herkese hayırlı olsun!

  • Vote Up1Vote Down coscos December 2011

    Yazılanlara bakılırsa proje ekibi dağılsın diye herşey yapılıyor anlaşılan. Üzüldüm.

  • Pek yakında...

  • Bu gelişmelere, daha da önce olan bir olayı da eklemeyi unutmayalım: Feza Gürsey Enstitüsü'nün kapatılması...

  • Ben doğrusu olaylara inanamıyorum. Böylesine şeylerin medyadaki suni tartışmaların gölgesinde kalması çok kötü. Bilimsel bir kurumun nasıl bilim dışına doğru yol aldığını görüyoruz. Bu sürecin böyle ilerlemesine karşı bir ses çıkarılmalı.

    Bilimsel düşünce içerisinde akademik gelişin kesilmesi kabul edilemez! Bu bile başlı başına büyük bir yanlış, ama gündemde ne yazık ki yok! Diğer konularda ise, seçimden önce bilboardlarda yer alan Yerli Uydu afişleri bugün Rasat'a yapılanlar ile bağdaşmıyor.

    En azından bir vatandaş olarak, yapılan yanlışlara karşı bir ses çıkarmak gerekiyor diye düşünüyorum.

    Medya bu konuya neden ilgisiz?

  • Olayın siyasi boyutunu bir yana atma lüksümüz yok. Tabii, siyasetten kastımın ne olduğu belli. Medyanın ilgisizliği de aynı nedenlere bağlıdır, emin olun.

    Üzücüdür ki, bir ülkenin can damarlarından biri, kanın pompalanmasına karşı direnmeye başlamış. İşe 'Özgür Yazılım' yönünden bakmak biraz bencilce olacaktır.

    Nedenler bu noktada önemsiz, sonuç belli. Yapılacak olan şeyleri söylediğinizde ise Türkiye, 'dünyanın en geniş/büyük mahkeme ve hapishanesi' ödüllerini almaya devam ediyor.

    Acı verici.

  • Bana göre bu süreç 2009 yılında Bilim ve Teknik dergisinde yaşanan Darwin olayından sonra ivme kazandı. Yapılmak istenen tamamen temel bilimlerin etkinliğini azaltarak hatta yok ederek uygulamalı bilimlerin etkinliği arttırmak. - Ülkemizdeki temel bilimler alanında yapılan araştırmaların merkezi olan ve bu alanda araştırmacılara destek sağlayan Feza Gürsey Enstitüsü'nün işlevsiz hale getirimesi (kapatılması) ve TÜBA'nın yasa hükmündeki kararname ile bağımsızlığını yitirmesi benim bu düşüncemi kanıtlıyor.- Yani hükümet tarafından "Bilim, bilim için değil, refah içindir." -Bu ifade aynen hükümetin başındaki kişi tarafından 2010 yılında hedef olarak açıklanmıştı.- anlayışı ülkede egemen hale getirilmeye çalışılıyor. Zaten ülkede bilimsel düşünen, üren yeterince az insan yokmuş gibi kalanları da baskıyla kaçırıyorlar. Kısaca TUBITAK'ı ticarethaneye dönüştürmeye çalışıyorlar. Tabi bunu yaparken inançları doğrultusunda hareket etmeyide ihmal etmiyorlar. Ya da tam tersi o kısmı pek çözümleyemedim.

  • Söylenecek birçok şey varken, burada dile getirilenler gerçekten acı iken durumun bu noktaya geleceğini aslında çok öncelerden anlamak gerekiyordu. Apolitik, yaratıcılıktan uzak üniversite düzeninin bir şekilde bu kuruma da yansıyacağı belliydi ki bundan etkilenen ülkemizde çok kurum var. Seneler önce TAEK'de o aletin üzerinde nazar boncuğunu gördüğüm an anlamıştım ülkemizde gelinecek durumu.

  • Pardus'a dair friendfeed ve bazı bloglarda yapılan tartışma ve yorumların seviyesini gördükçe hayıflanmamak elde değil.

    "Projenin içine sıçtınız" ile "hayatında bir halt becerememiş dreamteam'ler" kutupları arasında gidip gelen saçma sapan atışmalar...

    Kimse TÜBİTAK'ın nereye gittiğiyle, akademik özerklik, üniversite sanayi işbirliği gibi asıl sorular/sorunlarla falan ilgilendiği yok. Amaç, eski hesapları görmek, bir başkasının başarısı/başarısızlığı üzerinden klavye delikanlılığı yapmak.

    Saçma sapan tartışmalardan sıkılanların Gürer Özen'in şu yazısını okumasını salık veririm:

    Yeni dünyadan bir takım izlenimler

  • Ali bey siz çok tecrübeli bir gazetecisiniz. Şu an kendi işinizle ilgilendiğinizi biliyorum. Fakat medyada bu yaşananları gündeme taşıyacak arkadaşlarınız yok mu?

  • @isimweb Yanılmıyorsam, işi Pardus'u basına düzgün anlatmak olan birileri hâlâ projenin bünyesinde çalışmakta. Bu nedenle de işlerine karışmamayı ve olan biteni uzaktan seyretmeyi tercih ediyorum.

  • @AliIsingor haklısınız. Umarım sorumluluk sahibi insanlar önümüzdeki süreç içersinde daha aktif rol üstlenir.

  • Arkadaşlar güzel ancak çok kibar yazmışsınız. Projelerin makul bir sebep göstermeden değiştirilmesi/dağıtılması ve iy işler yapan mühendislerimizin durduk yerde işlerinden edilmelerinin kelime anlamı ancak o kurumun başındakilerinin ülkemize ihaneti olabilir. Bunun başka açıklaması yok malesef.

    Kaldı ki, Genelkurmay eski başkanından tutun da ülkesi için hizmet veren diğer siviller, gazeteciler ve yazarlar "makul bir sebep" belirtilmeden hapislerde çürüyor. Sırf YÖK'ü protesto etti ve ücretsiz eğitim istedi diye öğrenciler hapise atılmaya başlandı.

    Tübitak'ta olanlara ne kadar benziyor değil mi?

    Tabi Tübitak'ta yaşanan tüm bu olaylar ve keşmekeş içinde ince bir noktayı saptamak gerekiyor. Tarikat yapılanması dediğimiz kurumlaşma kadrolara kendi insanlarını yerleştirmekle kalmıyor aynı zamanda düşünce bazında bilime, sanata ve kültürel gelişime karşı olan gerici uygulamalarını da beraberinde getiriyor. Bu ülke çok uzun yıllar sağ hükümetler tarafından yönetildi neden Tübitak gibi bir kurumdan bu kadar şikayet gelmiyordu dersiniz?

    Umarım bu vatan hainliğinin sonu bir an önce gelir!